İnşa / Construct

İnşa – Murat Germen

“İnşa” kavramı bir süre için varolan ve sonunda bitmiş bir “ürün”e dönüşen geçici bir süreç olarak tanımlanabilir: Bir yapı, kültür, toplum, fikir, özgürlük veya dogma… Sadece fiziki yapılar inşa edilmiyorlar; içinde yaşadığımız toplumun belkemiğini oluşturan gelenek, kültür, kimlik gibi unsurlar da inşa ediliyor. Hayata uzun vadede bakan toplumlar, milletler bu “manevi” inşa sürecini çok ciddiye alıyorlar ve çok planlı bir şekilde yavaş yavaş ilerleyerek amaçladıkları meyveleri şu veya bu şekilde topluyorlar. Fikir özgürlüğü gibi ulvi bir değer bile bu inşa sürecinin bir parçası olarak kullanılabiliyor yer yer. İfade özgürlüğü çerçevesinde düşüncelerini sakınmadan söyleyen insanlar kendilerini ifşa etmekle ve güvenlik bahanelerine istinaden fişlenmekle kalabiliyor bazan; belli sınırlar içeren serbestiye (sınırlar ve serbestlik çelişen kavramlar olmasına karşın) izin veren sistem herkesin hangi “renk” olduğunu rahatlıkla belirleyebiliyor. Üstelik, bu renklerin nasıl karıştığını izleyebiliyor ve gerekirse renklerin tonlarında çeşitli “gizil” ayarlamalara gidebiliyor, televizyon, basın, sinema ve benzeri yayma araçlarını kullanarak. Herkes fikrini ifade edebiliyor belki ama değişen hiçbir şey olmuyor; güçlü güçsüzü sömürmeye devam ediyor, silahlar hep satılıyor, petrol / enerji hep savaş nedeni oluyor… Gücü olmayan “kul” rolündeki kesim ise sorgulamayan koyunlar olmaktan bir türlü vazgeçmiyor ve özgürlüklerini bile başkalarının tanımlamalarına, yani inşa etmelerine izin veriyorlar: Siz kendi istediğiniz gibi değil de başkalarının tanımladığı sınırlar çerçevesinde özgür olabiliyor, ya da daha doğrusu özgür olduğunuzu sanıyorsunuz. Üstelik bu “özgürlük” satın alınabilir bir meta; diğer bir deyişle, özgürlük olarak sunulan “şey”in büyükçe bir bölümü aslında gücünüzü kaybedene kadar tüketme hürriyeti. Yani, sistemin size önerdiği sayısız “ayrıcalıklı” malları alabildiğiniz kadar özgürleşebiliyorsunuz: “Herkes eşittir ama bazıları daha eşittir…”

Son zamanlarda özellikle büyük kentlerde mantar gibi bitmeye başlayan, değerlerinin çok üzerinde satılan ve özellikle İstanbul’u sonu gelmeyen bir inşaat sahasına dönüştüren devasa konut projeleri de hem fiziki hem manevi olarak bu sürecin parçaları. Dip dibe yapılan yüksek yapıları, kapalı duvarlar ardında kent hayatından tecrit edilmiş “doğal” alanları, üç karışlık göstermelik bahçeleri, az sayıda insanın kullandığı orta karar sosyal tesisleri ile bu yapılar aslında “sosyal konut” sınıfına girip gayet uygun fiyatlarla satılmaları gerekirken, akıllara durgunluk veren fiyatlara yatırım amacı ile alınıyor / satılıyorlar. Bu projelerin yatırım aracı olarak görülmesini sağlayan basındaki promosyon çalışmaları da tam bir “inşa” süreci: İnşaatı yapıyorsunuz, milleti bunun “doğru şey” olduğuna ikna ediyorsunuz, maddi inşaatın arkasından manevi inşa başlıyor, kurgu gerçeği yeniyor, para gene kazanıyor…

Bu serideki fotografların çekilmesinin nedeni sadece yukarıda tanımlanmaya çalışılan kaygı değil şüphesiz. Ortam olarak inşaat altındaki mekanların seçilmesinin sebebi “tamamlanmamışlığın dinamizmi” olarak açıklanabilecek bir kavram. İnşaat eyleminin doğasında olan bu tamamlanmamışlık bizi hayal kurmaya itiyor, tamamlanmış bir ürün ise bütünü oluşturan tüm detayları sergilediği için öyküsel potansiyelini kaybediyor: Çözecek bir bilmece veya yazacak bir hikaye kalmıyor…

———————————–

Construct – Murat Germen

“Construct” is a temporary process that exists for a while and finally transforms itself into an end “product”: A building, a culture, a society, an idea, a freedom, a dogma, etc… Not only buildings and structures are built; the major components that constitute the spine of the society we live in, such as tradition, culture, identity can also be constructed. Societies, nations that perceive life in longer terms take this “immaterial” construction process very seriously and get the outcome of their action plans slowly. Even a sublime merit like freedom of speech can sometimes be exploited as part of this construction method. People who express themselves freely within this frame often end up revealing themselves to the public and get indexed in the name of security; the system that allows a freedom within certain limits only (whatever that means) determines your “color.” In addition, it can control how these colors can be mixed / separated and how different tones of colors can be “latently” adjusted with the help of propagation tools like TV, cinema, press and such. Everybody expresses his / her ideas freely yet nothing changes: Power exploits poverty, arms continue to be sold, oil / energy remain as the main cause of wars… The powerless “vassals” never give up being robots that never question and they let others define (i.e. construct) their own freedom: You (think you) are free within boundaries set by others. This freedom is actually a purchasable commodity; in other words, the “thing” presented as freedom is mostly the freedom of consuming till you drop dead. That is to say, you get free to the degree you can own the never-ending “privileged” possessions proposed by the system: “All are equal but some are more equal…”

The recent condominium projects that are sprawling especially in big cities and being sold for prices much higher than they merit, are also part of this material and immaterial construct. With their huge buildings side by side, “natural” public spaces isolated within walled territories, small “specimen” gardens, a-bit-above-mediocre amenities that are used by a tiny percentage of inhabitants, these places deserve to be social housing projects to be sold with reasonable prices. Yet, they are sold with unbelievable prices and used as popular investment instruments. The promotional coverage in the press that persuades people and urges this trend is the perfect “construct” process: You build the construction, you convince people that this is the “right thing”, immaterial construct starts after the material construction, fiction beats reality, money wins as usual…

The above mentioned concerns are surely not the only reason why these photographs are taken. The motive behind the selection of construction sites as a photographic milieu is a concept that can be called the “dynamism of incompleteness.” The notion of incompleteness, that is present inherently in the act of construction, pushes us to think more about a particular space, due to the fact that a complete building looses its narrative potential as it informs us about all the necessary pieces that constitute the whole: There is no puzzle to solve anymore…