Merdiven: Adım adım / Stairway: Step by step

Merdiven: Adım adım

Merdiven aşağılardan yukarı çıkartır, yukarılardan da aşağıya indirir. Çıkması zor ve uzun, inmesiyse kolay ve kısadır. Merdivenlerde az durup oturmak, dinlenmek, ara vermek, düşünmek, durum değerlendirmesi yapmak aklımıza pek gelmez. Hep inmek ya da çıkmakla meşgulüzdür; bizi yöneten başkalarının belirlediği hedefleri kendimizinkiler sanıp, bize uygun görülen merdivenleri devamlı iner çıkar, iner çıkar, iner çıkarız… İn çık, in çık, in çık, in çık, in çık, in çık, çık, çık, çık ve DÜŞ!!!

Çeşitli merdivenleri kullanırken aldığım ders; bağımsız irademizle ulaşmak istediğimiz yere varmaya çalışırken, merdivenlerin ne kadar uzunlukta olacağına ve nereye doğru basamaklanacağına bizim karar vermemiz gerektiği. Adım adım, sindire sindire ilerlemek istiyorum, yüksekleriniz ve asansörleriniz sizin olsun!!!

Stairway: Step by step

Stairs take you to the top from the bottom, or lower you back to the roots. It takes effort and time to climb up, easier and shorter downhill. We don’t usually remember to stop and sit on stairs; to rest, give a break, meditate, assess. We are always busy climbing up or down; ascending or descending the dictated steps, naively presuming aims originally determined by others who govern us are our own aspirations… Up and down, up and down, up and down, up, up, up, up and FALL!!!

The lesson I learned while having used various stairs is; WE must decide upon the length and the stepping direction of the stairs we will climb, while we try to reach the place we desire to arrive at with our own free will. I want to proceed step by step, digesting each tread; your heights and elevators are all yours!!!

 

 

Evrim Altuğ ile söyleşi – “Hepimiz, bu merdivenin basamaklarındayız” (Gazete Duvar – https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2019/11/10/hepimiz-bu-merdivenin-basamaklarindayiz/

Murat Germen, Galataport’a komşuluk eden Merdiven Art Space’te. Sanatçının ilginç yerleştirmesi, temelini Gezi Direnişi’ni çağrıştıran ve mekâna bakan ünlü ‘Gökkuşağı Merdivenleri’nden alıyor. Yapıtı oluşturan ayak ve bacak görselleri ile çeşitli mesajlar ise, son 6-7 senedir çeşitli ortak ihtiyaçlardan dolayı bir araya gelme ihtiyacı duymuş bireylerin, halkların büyüyerek oluşturduğu kitlesel dayanışma hareketlerinin fotoğraflarından oluşuyor.
İstanbul Fındıklı’daki, rant yanlısı ve çevre karşıtı duruşuyla vaktiyle tepki üreten ve mühürlenmiş olan ancak inşaatı halen sürdürülen Galataport bölgesine komşuluk eden Merdiven Art Space, fotoğrafçı ve Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Murat Germen’in kişisel sergisiyle, ikinci yılını kutluyor.

Yakın gelecekte Mimar Sinan Üniversitesi Resim ve Heykel Müzesi ile İstanbul Modern Sanat Müzesi’yle de komşuluk etmesi beklenen bu bağımsız, kâr amacı gütmeyen mekân, Banu ve Hakan Çarmıklı’nın destekleriyle, Meclis-i Mebusan Caddesi üzerinde bulunuyor.

Merdiven sanat mekânı, salı ve cumartesi günleri saat 11.00 ile 18.00 arasında , önünden geçen hemen her kesimden insan için bir ‘telefon hatırası’ veya video çekim kaynağı olan ve insana Gezi Direnişi’ni – özellikle de LGBT hareketinin bu direnişteki çoğulcu inisiyatif pozisyonunu çağrıştıran – gökkuşağı merdivenlerine komşuluk eden Murat Han’ın birinci katında yer alıyor.

Germen, kurumun da verdiği biyografik bilgilere yaslanacağımız gibi, mülkiyet/mülksüzleştirme, aşırı kentleşme, katılımcı vatandaşlık, doğanın tahribatı, iklim değişikliği, küresel ısınma gibi konuları odağına aldığı ve fotoğrafı bir ifade ve araştırma aracı olduğu kullandığı çalışmalarıyla tanınıyor.

Sanatçı, akademisyen ve arşivci Germen bu kez Merdiven sanat mekânı için özel olarak kurguladığı, ‘Merdiven: Adım Adım’ başlıklı yerleştirmesini izleyiciye sunuyor. Etkinlik, kavramsal açıdan merdivenin soyut ve somut işlevlerini tartışmaya açıyor.

Yine kurumdan aldığımız bilgilerle sunacak olursak Germen, ‘Mimariyle yoğun ilişkisi süresince yaptığı çıkarımları kavramsallaştırarak paylaşıma açıyor. Özgür irade, amaç ve yol denklemini yeniden kurgulayan sanatçı; söz konusu yolda çıkılacak merdivenin biçim ve içerik bakımından sindirilmesi, değerlendirilmesi, yukarısı ve aşağısı hakkındaki kalıplaşmış söylemlerin sorgulanması için, deneysel bir alan sağlıyor. İzleyiciye, bu sembolik merdiveni adım adım tırmanırken kendi yüksekleri ve asansörleriyle yüzleşmek kalıyor.’

Biz de, hal böyle iken, Germen ile bu merdiven üzerine konuştuk, bir araya geldik:

Fotoğraflarla üretildiği kadar, fotoğraf da üreten bir proje bu. Neden şimdi ve neden bu kadar gürültülü, siyah beyaz ve klostrofobik bir merdiven: ‘Türkiye?’

Merdiven fikri galeri mekânının adının Merdiven Art Space olması ve bu ismi hemen yanındaki Fındıklı-Cihangir arasını birleştiren gökkuşağı merdivenlerinden alıyor olmasından doğdu. “Neden şimdi?” sorusunun cevabı ise çok basit: Sergi teklifi yakın zamanda yapıldığı için.

Gürültü, gündemimizde çok var; trafik, siyaset, sokaklar, inşaat furyası, insanlar, linçler, hedef göstermeler, vb., hepsi çok gürültülü. Bunlara göndermeler yapan bir yerleştirmeyi sükûnet içeren bir şekilde üretmek, aklımdan bile geçmedi. Size bağıranlara içgüdüsel tepkiyle bağırarak cevap vermek gibi bir çeşit… Siyah beyaz, dayanışmaya, birliğe, yekvücutluğa vurgu yapıyor. Klostrofobik; çünkü, olan bitenin dayanılmaz ağırlığını ferah bir şekilde ifade etmek iyi sonuç vermeyebilirdi…

Merdiven Art Space’in bağımsız, ücretsiz duruşu bu proje için belirleyici miydi?

Satış kaygıları, ticari endişelerin yarattığı baskı sanatçıyı şüphesiz ki tedirgin ediyor. Sanatçının sancılarından, debelenmelerinden yola çıkarak ürettiği içsel ve aslen yabanî, ilkel mahsulât ticari kaygılarla sektör tarafından ehlileştiriliyor. Hatta bu ehlileştirme öyle bir seviyeye geliyor ki, sanatçı kendi kendine bir tasma/kayış takıyor ve en kötü sansür biçimi olan öz-sansür devreye girebiliyor.

Müzeler ve Merdiven Art Space gibi proje galerilerindeki sergilere çağrıldığımda çok seviniyorum; çünkü, eser seçkisi ve proje fikirleri ticari potansiyelden çok içeriksel metanet üzerinden değerlendiriliyor. Hakan Çarmıklı ile yaptığımız ilk konuşmada, engelleyici bir kısıtlar bütününe maruz kalmadan aklımdaki fikirleri uygulayabileceğim hissini edindim, ki bu insanda bir rahatlama ve özgürleşme yaratıyor. Kendisi bana güvendi ve bu sayede şu ana kadar ürettiğim projeler içerisinde, sergilediğim mekâna en büyük ölçekli müdahalemi yapabildim, müteşekkirim.

Mekânın içinde yer aldığı konumun yaşadığı ranta dayalı kültürel sermaye dönüşümü, projenin oluşumunda belirleyici ya da ilham verici oldu mu?

Galataport projesi ve getirdikleri, götürdükleri, götürecekleri üzerine uzun uzun tartışılması, düşünülmesi gereken bir konu. Sanat her zaman soylulaştırma projelerinin en vazgeçilmez bileşenlerinden birisi olmuş, olacak. Bu en medeni, ilerici geçinen coğrafyalarda da böyle. Hatta, Grayson Perry’nin bu olgu hakkında çok güzel bir çizimi vardır.

Kültür-sanat ve bunların yönetimi, tüketimi sermaye olmadan belli bir noktaya gelemiyor. Zamanımıza müthiş eserlerin ulaşmasını sağlayan Mediciler gibi çeşitli mesenler, hamiler olmasa idi, elde kayda değer bir kültür-sanat külliyatı olamazdı. Şüphesiz ki, sermayenin yanında devletlerin de kültür-sanat üretimi için gerekli maddi zemini yaratmakta katkı sunmaları gerekiyor. Fakat, egemen yeni ekonomik sistem ile birlikte, devlet kavramının, olgusunun iyice zayıflaması, devletlerin bu alana yeteri kadar kamusal katkı sağlamasını engelleyebiliyor.

Sözünü ettiğin dönüşüm üzerine daha önce bazı çalışmalar ürettim ve halen de belge üretmeye devam ediyorum. Projenin oluşumunda bu dönüşümün dolaylı ya da dolaysız bir şekilde bir etkisi var şüphesiz. Projenin basamaklarında fotoğrafları yer alan kitlesel halk hareketlerinin bir bölümü de, zaten bu dönüşüme dolaylı ya da dolaysız bir şekilde dokunuyorlar. Bu arada, eklemek isterim ki; hepimiz bu dönüşümün aktörleriyiz…

Kullandığın imajların birbirleriyle (basamak basamak) doğrudan veya dolaylı ilişkileri neler?

Bu seçki son 6-7 senedir çeşitli ortak ihtiyaçlardan dolayı bir araya gelme ihtiyacı duymuş bireylerin, halkların büyüyerek oluşturduğu kitlesel dayanışma hareketlerinin fotoğraflarından oluşuyor. On beşe yakın buluşma, bitişme, dayanışma eyleminde katılımcı ve belgesel arşivci olarak şahsen bulunmak vesilesi ile ürettiğim fotoğraflardan sadece ayak ve bacak bölgesinden kadrajlar aldım. Ayaklar ve bacaklar bizi durmaksızın taşıyorlar, onlar bizim temel ve sütunlarımız. Onlar sayesinde basamakları yavaş yavaş tırmanıyoruz, duruşumuzu belirliyoruz, adım adım ilerliyoruz. Ayak ve bacakların dışında, son yılların önemli bazı kilometre taşı niteliğindeki gelişmelerini hatırlatan görsel satırlar da dahil etme ihtiyacı duydum. Bunlar ilk başta görünmüyorlar çünkü basamakların yatay yüzlerine sıvanmış durumdalar. Fotoğraflar, zaman ayırarak dikkatli bir şekilde incelendiğinde, söz konusu buluşmalara katılmış insanlara bazı hatırlatmalar yapacak detayları da barındırabiliyorlar.

Bu projenin kalıcı bir kamusal yerleştirme olma ihtimaline nerede ve nasıl bakardın?

Çok büyük mutluluk duyardım, çok isterdim. Galerinin hemen yanındaki gökkuşağı merdivenleri ilk akla gelen seçenek tabii ki. İstanbul çok sayıda tepe üzerine kurulu bir kent olduğundan yamacı bol ve dolayısı ile yüzlerce, binlerce merdiveni barındıran bir şehir. İstanbul’u İstanbul yapan farklı mahallelerde seçilecek merdivenlere kalıcı/geçici giydirmeler yapabilmek beni çok mutlu ederdi.

Şu ana kadar kamusal alandaki sergilemelerim yüzde 2 gibi çok düşük bir rakam, ki üstelik bunların hiçbiri kalıcı değildi. Dolayısı ile şu anda herhangi bir kamusal alanda kalıcı bir sergilemem ne yazık ki yok. Ülkemizde kamusal alanı çoğunlukla pespaye sembolik heykeller işgal ediyor, ki bunlara sanat diyebilmek olası değil. Yerel yönetimler kamusal alanda boy gösterebilecek kaliteli sanat eserleri sipariş edebilmeli, bu da yerel yönetimlere işinin ehli, donanımlı kültür-sanat bireylerinin danışmanlık etmesi ile mümkün sanırım.

Sanat, hiç olmadığı kadar kolektif ve katılıma dönük hal aldı, bundan umutlu musun, yoksa getirdiği yabancılaştırma ve militanlaştırma olasılığından ötürü kaygılı mısın?

Tabii ki umutluyum, hatta kahredici küresel ayrışma ikliminde yapmamız gerekenin bu olduğunu düşünüyorum. Beni şimdiye kadar en çok etkileyen sanat akımları; müşterekleri içeren manifestoları olan, tekil ve etkisiz hezeyanlardan çok, birleşik yapıları dolayısıyla tasarım ve sanat tarihinde derin izler bırakmış akımlar oldu. Bence, asıl yabancılaşmaya kolektif yapılardan uzaklaşmak ve fazlasıyla bireyselleşmek yol açıyor. Rekabetçi ve fitneci egemen ekonomik sistem çatışmalardan beslendiği için, kolektif yapıları hiç sevmiyor ve köstek olmak için elinden geleni ardına koymuyor. Rekabet olunca da arkadan konuşma, tuzak kurma, söylenti yayma, çamur atma, çelme takma ne yazık ki çoğalıyor ve bunların çeşitli tezahürlerine sıklıkla şahit olabiliyoruz.

Varoluşsal bir sınama alanı olarak bu piramidal ve illüzyonik merdivende kendimi inatçı bir ‘Scarabeus‘ gibi hissettim, yorumun nedir?

Şöyle bir umudum var: “Bu odayı, kısa bir süre ile de olsa; bir sorgulama, düşünme, meditasyon alanı gibi kullanabilse keşke izleyiciler.” Kusurlu, deforme bir şekilde yansıtan aynalarda kendilerine ve mekâna baksalar; duyduklarının ne derece doğru olduklarını sorgulasalar…

“Skarabe”yi yeniden doğuşa gönderme yaparak kullandı isen, evet, buradaki insan hareketleri bir yeniden doğuşun kıpırdanmaları olarak görülebilir. Madem tarihe gönderme yaptın, bir de mitolojiden dem vuralım: Zeus Sisifos’a dağın tepesine çıkardığı kayanın geri gönderilmesi cezasını defaatle vermesine rağmen Sisifos kayayı yukarıya tekrar tekrar çıkarmaktan vazgeçmez…

 

————————-

 

Cem Erciyes’in Gazete Duvar’da 18 Kasım, 2019’da yayınlanan “Fotoğraf sanatına ne oldu?” başlıklı değerlendirme yazısından alıntı

 

Günümüz fotoğrafının önemli isimlerinden biri Murat Germen, Merdiven Art Space’in ikinci yılı için özel bir enstalasyon hazırlamış. ‘Merdiven: Adım Adım’ adlı düzenleme, galerinin küçük mekanını tamamen kaplayan basamaklar ve onların etrafını çevreleyen büyük aynalı yüzeyden oluşuyor. Tavana kadar çıkan geniş basamakların üstünde ve altında farklı siyah beyaz görüntüler var. Bunlar kalabalıkların görüntülendiği fotoğraflardan alınmış detaylar. Bir meydan, bir miting, bir grup kameraman. Basamakların kenarlarında ise ayaklar var, inip inip çıkan kalabalıkların kime ait olduğunu bilmediğimiz ayakları. Küçük bir mimari düzenlemeyle optik farklılıklar yaratıp her basamakta farklı bir görsellik, farklı bir fotoğraf kolajı izlememizi sağlayan etkili bir iş bu. Sanatçı, ha bire inip çıkmaya kapılmış giden insanları ara basamaklarda bir durup düşünmeye, gündelik yaşama alıcı gözle bir bakmaya davet ettiğini söylüyor.

Bir yandan ‘toplumsal duyarlılık’ diyebileceğimiz yanı güçlü, belgeselci fotoğraf serileri üreten diğer yandan da fotoğrafa teknolojinin tüm imkanlarını kullanarak müdahalelerde bulunarak görselliği güçlü imgeler üreten bir sanatçı Murat Germen. Yani fotoğraf sanatının asırlık geleneğinin iki ana damarını kendi kariyerinde bir arada sürdürüyor gibi. Aslında her tür çalışması, kent ve doğa ortak paydasında buluşuyor. Kentleşmenin ve doğaya verilen zararın görüntüleri farklı işlere dönüşüyor. Fındıklı’daki galeride gördüğümüz ‘Merdiven Adım Adım’ adlı bu enstalasyon da sanatçının son dönemde fotoğraflarına kattığı üçüncü boyut arayışının bir devamı gibi.